31 Mart seçimlerinden bu yana, AK Parti’ye 76 belediye başkanının transfer edilmesi dikkat çekiyor. Özgür Özel liderliğindeki CHP, “normalleşme” çizgisini takip etmeseydi, yani Erdoğan ile el sıkışmak yerine sert bir muhalefet hattı izleseydi, Türkiye’nin siyasi gündemi çok daha farklı olabilirdi. Bugün bu durumu sorgulamak önemli hale geldi.
31 Mart 2024 tarihindeki yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki siyasi dengelerin sarsılmasına yol açtı. Muhalefet, bu durumu “normalleşme” ya da iktidar cephesinde kullanılan “yumuşama” kavramıyla pekiştirmeyi tercih etti. Ancak, CHP bu yola sapmasaydı, yani muhalefet, Erdoğan ile diyalog yerine halkın önünde sert bir duruş sergileseydi, belki de bugün çok farklı tartışmalara sahne olacaktık.
Muhalefetin bu yaklaşımı, seçimin ardından “Normalleşme yok, hesaplaşma var” diyerek erken seçim talebini yükseltme fırsatını kaçırmasına sebep oldu. Eğer bu dönem sert bir muhalefet ile değerlendirilseydi, AK Parti’ye geçen 76 belediye başkanının transfer süreci bu kadar sorunsuz ilerlemeyebilirdi. Aksine, bu durum muhalefetin daha güçlü bir hat oluşturmasını sağlayabilir ve halkın iktidarla olan ilişkisini sorgulamasına yol açabilirdi.
Normalleşme süreci, iktidar için bir “zaman tüneli” işlevi gördü. Ancak muhalefet, bu süre zarfında “devlet adamı” imajı çizmeye çalışırken, sokaktaki yoksulluk ve öfke gibi konuları yeterince temsil edemedi. Anketlerde artan kararsız oy oranları, halkın muhalefete olan güveninin zayıfladığını gösteriyor. Sert bir muhalefet, belki de kararsız kitleyi daha net bir şekilde iki kutba ayırabilirdi.
Günümüzde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den gelen açıklamalar, muhalefetin yeniden bir çıkış yapma arayışında olduğunu gösteriyor. Özel, “Erdoğan aday olsun, karşıma çıksın; onu sandıkta yenip seçim kazanmak bizim hoşumuza gider” ifadeleriyle, muhalefetin kendi gücüne olan inancını vurguladı. Ancak, anayasaya aykırı olarak aday olamayacağı bilinen Erdoğan’a karşı bu güvenin ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalı.
Ek olarak, muhalefet, “Terörsüz Türkiye” gibi iddialarla terörist başı Öcalan’a statü arayışında olan komisyonlarla ilgili de somut adımlar atmamış durumda. Bu, ana muhalefetin net bir duruş sergileyemediğini gösteriyor. Kararsız oyların kaynağında ise yalnızca anket verileri değil, halkın hissettiği “statüko devam ediyor” algısı yatıyor.
Eğer muhalefet, “yumuşama” yerine daha sert bir tutum izleseydi, erken seçim talebi toplumsal bir zorunluluk haline gelebilir, halkın sokaklarda daha aktif bir şekilde yer almasına yol açabilirdi. Seçmen, karşısında net bir alternatif gördüğünde, sandığa daha çok sahip çıkma eğilimi gösterir.
Ancak, iktidarın “kaos ve beka” söylemine dönüş riski de her zaman mevcut. Muhalefetin bu süreçte atacağı adımlar, Türkiye’nin siyasi geleceği açısından belirleyici olabilir.